Sepet
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır.

Hayat başkalarının yolundan gitmek için çok kısa.

Herkesin yolunda gitmeyi reddettiğin için bir motosiklet, arazi aracı, çadır, karavan aldın ama her Pazar Şile’desin. Seni modern hayatın girdabından çıkartacak bir rota belirledik ve yeni koleksiyonumuzun çekimlerini bu rotada gerçekleştirdik. İşte yol hikayemiz ve rota detayları… İlham olması dileğiyle…

Şehir üstüne üstüne geldi. Popüler kültür girdabına takılıp herkesin farklı bir şey yapmaya çalışırken aynı hayatı yaşadığını farkettin ve gidip o güzel motosikleti aldın. Ya da arazi aracını, karavanı, çadırı, bisikleti… Peki kaç defa kimsenin girmediği bir yola girip, kimsenin bilmediği bir kahveye oturup, kimsenin haritada işaretlemediği bir kamp yerinde kalıp, kimsenin yüksek puanlar vermediği bir restoranda yemek yedin? İzin günün sınırlıydı, yol arkadaşın konforuna düşkündü, ekipman eksiğin vardı, aradıktan sonra bahane çoktu…

Tiburon markasıyla kendi yolunu çizenler için oluşturduğumuz yeni koleksiyonumuzun çekimlerini planlarken, tek amacımız vardı; o da ilham vermek. Hani Türkiye’de görülmesi gereken 10 yer listelerinde yer almayan, kalabalıkların tercihi olup otel ve ticaret merkezi haline gelmemiş; henüz düğün hikayesi ve abiye çekimlerinin göz bebeği olmamış coğrafyalar bulmalıydık. Üç gün süren çekimlerimizin ilki İzmit Gölyaka’ya bağlı Pürenli ve Balıklı Yayalası’nda, ikinci gün Nallıhan Kum Tepeleri ve Kuş Cenneti’nde, üçüncü gün de Tuz Gölü’nde gerçekleştirdik. 2 motor, 2 karavan, 1 Defender, 1 ekip otobüsü ve yaklaşık 20 kişilik çekim ekibi ile Türkiye’de sık rastlanmayacak bir çekime imza attık. Fotoğraf, video ve drone çekimlerini görmek için Tiburon’un sosyal medya hesaplarını takip etmeyi unutmayın.

İşte rota detayları ve yol notları:

1.Pürenli Yaylası

İzmit Gölyaka’ya geldikten sonra, Pürenli yaylası haritada aslında yakın gibi görünüyordu. Daha önce arazi aracı ile keşif yapmaya gelen yönetmenimiz, yol çetrefilli diye bizi uyardıysa da toprak yol severiz deyip motorları römorkla göndermeyi reddettik. Yol arkadaşım Ahmet Yavuzçehre, BMW GS1200 kullanıyordu ve bende de BMW’nin cafe racer modeli R9T vardı. Arazide onun motoru daha yetenekli olduğu için o önde ben arkada, mıcır ve tehlike dolu bir toprak yolda bir buçuk saatlik tırmanışın ardından Pürenli’ye vardığımızda benim hala dizlerim titriyordu. Ahmet Bey ise motoru yatırmadan oraya kadar gelmiş olduğumuza inanamıyordu. Kaskımın içi bile sapsarı toz olmuştu ama hayatımda daha önce hem bu kadar yorulup hem de bu kadar mutlu olduğum bir diğer an, 3 yıl önce tek başıma çıktığım Avrupa turunda, İtalya feribotunun güvertesinde uyuduğum gündü diyebilirim. Bir kez daha anladım ki, yoldan alınan haz; harcanan efor ve adrenalin ile paralel orantılıydı.

Pürenli Yaylası ile ilgili naçizane 4 önerim;

1.Pürenli Yaylasına gidecekseniz mutlaka cross veya enduro motor ile veya off road arazi aracı ile yola çıkın. Çünkü bu yolda binek otomobillerin de çok zorlandığını öğrendik. Fakat burayı bu kadar bakir ve güzel yapan şey işte tam da bu. Gitmesi zor. Herkesin harcı değil.

2.Mutlaka havaların sıcak olduğu yaz aylarında gitmelisiniz çünkü Ağustos’un ortasında olmamıza rağmen yukarıda gündüz sweatshirt’ler ile üşüdük, gecesini siz tahmin edin…

3.Burada otel, pansiyon vs yok. Sadece ormancı köylülerin barakaları var. Onları rahatsız etmeyecek bir yere çadırınızı kurmak suretiyle kamp yapabilirsiniz. Yani yanınızda mutlaka kamp malzemesi olsun.

4.Restoran, market, bakkal pek tabii yok. Bu nedenle mutlaka yeterli yiyecek ve içecek yanınızda bulunmalı.

2.Balıklı Yaylası

Pürenli Yaylası’na 2 km mesafede olan Balıklı Yaylası, bana çocukluğumda izlediğim ve şimdilerde iki yaşındaki kızımın favorisi olan Heidi çizgi filmindeki orman köyünü anımsattı. Sık ve uzun ağaçlar, minik özenli dağ evleri, köylü çocukların otlattığı koyun ve inek sürüleri, yavrularıyla koşuşturan sevimli köpekler ve mis gibi orman kokusuyla gerçek bir terapi merkezi.

Güneş batarken burada bulunduğumuz için hem çok mutluydum, hem de ve hava kararmadan ertesi gün yapacağımız çekimler için yola düşmemiz gerektiği için bir o kadar üzgün… Köylülerle ve çocuklarla olan sohbetlerimizde, aşağıdaki köylerde yaşayan halkın buraya hayvanları ile birlikte sadece yazları çıktıklarını, hayvancılık ve ormancılıkla hayatlarını geçindirdiklerini öğrendik. Burası için de önerilerim yukarıdakilerle aynı. Ek olarak bir önerim olacak; yanınızda oradaki çocuklara ve köpeklere vermek üzere minik sürprizler götürürseniz, orası biraz mahrumiyet bölgesi olduğu için onları çok mutlu edebilirsiniz.

3.Nallıhan

Geceyi Beypazarı’nda konaklayarak geçirdikten sonra, yarım saatlik bir sürüşün ardından Nallıhan Kuş Cenneti’ne varıyoruz. Burası gerçekten bir cennet! Çok bilinmediği için neden daha önce gelmediğimize mi yanalım, bilinir ve popüler olursa güzelliğini yitireceğine mi? Biz birincisini seçiyoruz ve ilk çekim mekanımız olan Kum Tepeleri’ne doğru yol alıyoruz…

Nallıhan, Ankara’nın çok eski uygarlıklara ev sahipliği yapmış tarihi bir ilçesi. Coğrafyası çok ilginç, Beypazarı’ndan gelirken önce pembeden yeşile ve sarıya doğru renk değiştiren volkanik tepeler dikkatimizi çekiyor. Biraz yaklaşınca Kuş Cenneti tesisini görüyoruz. Tesisi geçtikten sonra sağa kıvrılan yola girerek, toprak yoldan kum tepelerinin arasına dalıyoruz. Volkanik arazide çok az bitki var, yetkililerin gelip uyarması ile öğreniyoruz ki onlar da eczacılıkta kullanılan ve nadir bulunan ve korunan endemik bitkilermiş. Bu yüzden dolaşırken adımlarımızı dikkatli atıyoruz.

Hava çok sıcak ve sığınabileceğiniz tek bir gölge yok. Kum tepelerine tırmanmak oldukça kolay. Trekking için harika bir coğrafya ancak tavsiyem kamp ve trekking için yaz aylarında değil de ilkbahar ve sonbaharda tercih ediniz.

Kuş gözlemlemek için çok zamanımız olmadıysa da, kafamızı kaldırdığımızda yırtıcı kuşların havada küçük kuş sürülerini nasıl kovaladıklarına şahit olduk. Ölmeden önce yapılması gerekenler listesine lütfen Nallıhan Kuş Cenneti’nde gün batımı izlemeyi ekleyin. Sonrasında bana teşekkür edeceksiniz.

4.Tuz Gölü

Nallıhan’ın güzelliği karşısındaki sarhoşluğumuzu daha atlatamadan yine yola düşüyoruz çünkü hava kararmadan bir sonraki durağa ulaşmamız gerekli. Eğer motosikletle çok hakim olmadığınız bir bölgede yol alacaksınız ve gününüz yorucu geçtiyse, gece sürüşü yapmamalısınız. Hem yorgunluk dikkatsizlik getirir, hem de ummadığınız bir yol durumu ile karşılaşabilirsiniz. Biz de öyle yapıyoruz geceyi Ankara Gölbaşı’ndaki otelimizde geçirdikten sonra, çekimlerin son durağı olan Tuz Gölü’ne varıyoruz.

Tuz Gölü; yer beyaz, gök beyaz, motosiklet bu zeminde nasıl patlamasın? Motosiklet çekimi için daha güzel bir mekan olamaz. Burada tavsiyem, Tuz Gölü’nü yoldan gördüğünüzde karşınıza çıkan sağdaki ilk tesise girmeyin. Biraz devam edip, tuz fabrikalarına giden yola girin ve bakir olan bölgede vakit geçirin. Yine de aşırı bakir değil, bölgeyi bilenler fotoğraf çekimi için burayı kullanıyorlar ama siz yine de tesisteki kalabalıktan bir nebze uzaklaşmış olursunuz. Eğer motorunuzla tuzun üzerinde tur atmak isterseniz, göl kenarındaki koyu renkli zemine dikkat edin çünkü koyu renk bataklık anlamına geliyor. Eğer fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, burayı da lütfen haritada gidilecekler listenize eklemeyi unutmayın.

3 günde naked bir motosikletle 1.500km yapmış olmama rağmen çekimler bittiğinde en ufak bir yorgunluk hissetmiyorum. Aklımdaki tek şey bir sonraki çekimlerde başka nereleri keşfedebileceğimiz… Her koleksiyon yeni bir rota, yeni bir yolculuk. Takipte kalın.

Süren Bayan

İstanbul Bilgi Üniversitesi Pazarlama İletişimi yüksek lisans mezunu.
10 yıl Türkiye’nin önde gelen reklam ajansı ve danışmanlık şirketlerinde Pazarlama Stratejisti olarak çalıştıktan sonra İsim Annesi adıyla kendi şirketini kurdu. Markalara isimlendirme, tasarım ve stratejik danışmanlık hizmeti veriyor.
Elbasan, 2009 yılında mesleği onu İstanbul’a getirdiğinden beri motosiklet kullanıyor. 2014 yılında hem yol güvenliği hem de içerik üretmek için satın aldığı bir kask kamerası ona sosyal medyanın kapılarını açtı. Süren Bayan adıyla yayınladığı videolar çokça paylaşılınca, kısa sürede motosikletseverlerin dikkatini çekti.

2017 yılında, Honda CBR650f ile tek başına yurt dışına çıkmanın keyfini deneyimledi. Avrupa'yı turlarken eş zamanlı olarak Youtube'daki Süren Bayan kanalından maceralarını paylaştı. 2018'de artık o bir Süren Anneydi.
Anne olunca motoru bırakırsın diyenlere inat, garajında 3 motosikleti var.

Tek amacı motosikletle ilgili ön yargıları bertaraf edip özellikle de kadınları cesaretlendirmek olan Süren Bayan, şimdilerde kızı ile birlikte süreceği rotaları planlıyor. Yeni hedefi 2020 yazında 2,5 yaşındaki kızıyla sınırları aşmak…