200 TL ve üzeri alışverişlerde ücretsiz kargo - Ücretsiz iade&değişim

Keyifli bir Ege Turu

Keyifli bir Ege Turu

 

Keyifli bir Ege Turu  

Türkiye’de ilk covid-19 vakasının görülmesinin üzerine eve kapanarak geçirdiğim 4-5 aydan sonra artık içimdeki gezip yeni yerler görme isteği harekete geçmeye başlamıştıı. Özellikle deniz ve güneşin nimetlerinden faydalanma vaktinin de geldiğini hissetmeye başlamıştım. Karavana atlayıp Ege’nin muhteşem mavi sularına, serinleten rüzgarına ve güneşine kavuşmak için yola çıkarken aklımda sadece 3 şey vardı; deniz, kum ve güneş!   Sakarya’dan yola çıkıp önce arkadaşlarımızın yeni aldığı yelkenliyle Gökova Körfezi’nin saklı koylarını keşfetmek için Muğla, Milas’a gittik. 4 günlük unutulmayacak bir tekne turundan sonra artık gerçekten biraz olsun rahatlamıştık. Geceleri yıldızların altında uyuduğumuz, güneşin ilk ışıklarıyla uyandıktan sonra buz gibi denize atlayıp kendimize geldiğimiz yüksek dozda mutluluk aldığımız bu turdan sonra Ören Limanı’na dönüp karavanımızla yola koyulduk. 

İlk durağımız Bodrum oldu. Aslında Yalıkavak Halk Plajı’nda günbatımı izlemeyi ummuştuk fakat vardığımızda saat epey geç olmuştu. Güneşin batışına yetişemedik ama muhteşem bir ay doğumuna denk geldik. Yol, belki de bize ay doğumunun en güzel izlenebileceği açılardan birini hediye etti. Gece dolunayın ışığında ve milyarlarca yıldızın altında uykumuz gelene kadar hayranlıkla oturduk ve yüzlerimizde bariz bir huzurla dolunayı izledik. Ertesi gün keyifli ama hızlı bir kahvaltının ardından yola koyulduk ve her sene mutlaka bir kere gittiğimiz, havasına suyuna en çok da antik kentlerine hayran olduğumuz 1 saatlik mesafede bulunan Didim’e doğru yola çıktık. Bu sefer haritanın bize gitmemizi söylediği yolu değil de köy yollarını tercih ettik. Tabii ki her zamanki gibi spontane olmak bizi harika yollardan geçirerek tadı damağımızda meyvelerle ödüllendirdi. Didim’de birkaç arkadaşımızı ziyaret ettikten sonra, gideceğimiz yeri konuşmamış olsak da biliyorduk: Milet Antik Kenti. Orada ne var bilmiyorum ama beni kendine çeken mistik bir havası var. Rota nasıl olursa olsun, Milet Antik Kenti benim için ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Özellikle anfi tiyatronun en üst basamağına çıkıp güneşi batırmayı ölmeden önce yapılması gerekenler listenize mutlaka yazın.

Gece olduğunda karavanımızı da ilk bulduğumuz insanız koya çektik ve sabah nasıl bir manzara ile karşılaşacağımızın heyecanı ile uyuduk. Sabah karavanın tavanında beliren deniz yansımaları heyecanımızın ne kadar yerinde olduğunu gösterdi. Kapıları ve camları açtıktan sonra püfür püfür esen rüzgarla arabanın içine dolan taze çekilmiş kahve kokusu mutluluk hormonlarını fazlasıyla harekete geçirdi. Kahvaltıdan sonra biraz oturup deniz manzarasında işlerimizi yyaptık ve ardından yola çıktık. Bu sefer hedefimiz Kuşadasıydı! Kuşadası’nda da yine ilk hedefimiz güneşi güzel bir yerde batırmaktı. Gün batımını yakalamak için arkadaşlarımızın da tavsiyesiyle en ideal yeri bulduk: Güzelçamlı plajı… Hem güzel bir yemek yedik, hem denize girdik hem de manzaranın tadını çıkardık. Akşam yine deniz kenarında, Sevgi Plajı’nın az ilerisinde, birkaç karavanın daha olduğu güzel bir alan bulup geceyi orada geçirdik. Ertesi gün ise Kuşadası’nın en güzel yerlerinden biri olan Dilek Yarımadası Milli Parkı’nda geçirdik günümüzü. Cam gibi berrak deniziyle ve müthiş manzaralarıyla burası da mutlaka gidilmesi gereken yerlerden.

Burada depoladığımız enerjiyle rotamızın son noktası olan Çanakkale’ye doğru yola harekete geçtik. Aralarda yine gördüğümüz, merak ettiğimiz köy ve kasabalara uğrayarak 5 saat gibi bir sürede Çanakkale’ye vardık. Geyikli’nin biraz güneyinde bulunan Tavaklı köyündeki Agora Tatil Durağı’na gittik. Burası denize sıfır, çok sakin ve keyifli bir kamp alanıydı. Turumuzun son durağı da bizi samimi bir ortamla karşıladı. İki gün boyunca istediğimiz saatte uyandık ve bol bol soğukluğuyla meşhur denize girdik. Karavanımızda yemek yaptık, kitap okuduk, hamakta sallandık, geceleri sahildeki şezlonglarda yatıp yıldızları izledik. Bol bol fotoğraf çekip, anılar biriktirdik.

Bu kısacık bir haftalık tur bile aylardır evde kalmanın verdiği gerginliği ve rahatsızlığı ortadan kaldırmaya tek başına yetti. Belki şu sıralar yurtdışında gezemiyoruz ama yakınlarda merak ettiğimiz yerlere giderek de anı biriktirmeye devam edebiliyoruz. Herkese sağlıklı ve keyifli yollar diliyorum.  

Melike Dede

2016 yılında avukat olarak çalıştığı işinden istifa etti ve seyahat etmeye başladı. Bisikletle başladığı ilk uzun seyahatinde Türkiye'den Hindistan'a gitti. Hindistan’dan sonra sırt çantasıyla Tayland’a geçti ve burada bir süre İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Bu uzun seyahati yaklaşık 11 ay sürdü.

Türkiye'ye döndükten sonra kısa süreli yurtdışı gezilerine ve yurtiçi seyahatlerine devam etti. Kendisinin de kurucuları arasında yer aldığı Doğaya Dönüş Kampı isimli oluşum ile doğa faaliyetleri ve insanlara doğa bilincini yaymayı hedefleyen eğitim kampları düzenlemeye başladı. Gençlerin daha fazla yurtdışı eğitim fırsatından faydalanması ve hayata baktıkları pencereyi genişletmek için bir arkadaşıyla birlikte Sınırları Aşan Gençlik Derneği'ni kurdu.

Yaptığı çalışmalarda ve katıldığı söyleşilerde özellikle çevrenin korunmasına, iklim değişikliğine, minimal yaşama değiniyor ve daha sürdürülebilir bir dünya için vegan yaşamayı tercih ediyor. Şu anda karavanda yaşıyor ve markalar için dijital içerikler üretiyor. Yaptığı işlerin yanı sıra sosyal sorumluluk projeleri üretmeye ve dernek faaliyetlerine de devam ediyor.

En büyük hayali sağlıklı, üretken bir yaşamda gerçekten istediği şeyleri yapabilmek ve istemediği şeyleri yapmama hakkını özgürce kullanabilmek.


Instagram: https://www.instagram.com/melkeontheroad
Web Site: https://www.melkeontheroad.com