Sepet
Sepetinizde ürün bulunmamaktadır.

Başlangıcı ve sonu bambaşka bir yol hikayesi

 
Yol birçok şey getiriyor sen hangisini alacaksın?  

Bir seyahate çıktığınızda bunun yerleşik hayatınızdan daha farklı olmasını beklersiniz ve yol gerçekten asla tahmin edemeyeceğiniz değişikliklerle ve sürprizlerle doludur. Ama ne yazık ki hayat size bu sürprizlerin iyi mi kötü mü olacağı konusunda herhangi bir garanti vermez. O sürprizler karşınıza çıkmaya başladığında zaman zaman sabrınız, zaman zaman sağlığınız arada bir de maddiyatınız sınanır. Bazılarına gülüp geçerken bazıları sizi küplere bindirebilir. İşte bu yazıda size başlangıcı ve sonu bambaşka olan bir yol hikayesi anlatacağım.  

İlk uzun süreli seyahatime 2016 yılında çıktım ve bu seyahat 11 ay sürdü. Ondan önce yaptığım en uzun seyahat 15 gündü ve yaşam kalitesinin oldukça yüksek olduğu bir Avrupa ülkesi olan İtalya’daydı. O yüzden seyahat etmenin cilvelerini hiç tadamamıştım. Neyse ki 15 gün boyunca tanışma fırsatı bulamadığım tüm o cilveler beni uzun seyahatimde bekliyordu.  

Sadece Hindistan’da yaşadığım şeyleri yazarak üç ciltlik bir kitap serisini rahatlıkla doldurabilirim aslında ama burada bu hikayeyi elimden geldiğince kısa tutacağım. Hindistan’da ilk iki ayım Mumbai’de ve Goa’da geçti. Mumbai ve Goa arasında bisiklet sürdükten sonra Hindistan’da bisiklet sürmeye tövbe ettim. O yüzden yol arkadaşımla birlikte Goa’dan Delhi’ye trenle geçmeye karar verdik. Bileti almamız bile epey olaylı oldu ama asıl mesele 30 saat süren tren yolculuğunun ardından Delhi’de indiğimizde başladı.

Bisikletlerimizi almak için yük vagonu görevlisine gittik ve belgelerimizi gösterdik. Ama görevli bisikletlerimizi vermeyi reddetti. Dakikalar süren tartışma sonunda tren birdenbire içinde bisikletlerimizle birlikte hareket etmeye başladı! Biz de donup kaldık tabii. Yanımdaki arkadaşım trenin peşinden koşup yük vagonunun mührünü kesmeseydi bisikletlerimiz gidecekti. O anda yapabildiği tek şey oydu ve işe yaradı! Tabii mührü kesip koskoca treni durdurunca işler biraz aleyhimize döndü. Saatlerce polis ve askerlerle konuşup derdimizi anlattıktan sonra bisikletlerimizi alabildik.

Bisikletleri aldıktan sonra 20 km sürüp bizi misafir edecek kişinin evine gittik. Kendisini özel bir uygulamadan bulmuştuk ve referansları çok iyi olan biriydi. Ancak gittiğimizde bir gariplik olduğunu fark ettik. Ailesiyle yaşadığını söylemişti ama ailesi yoktu. Bizi sürekli eve sokmaya çalışıyordu, gülmüyordu ve aşırı derecede aceleci davranıyordu. Eşyalarımızı üst kattaki evine taşırken evde 20-25 yaşlarında başka bir erkek daha olduğunu fark ettim ve bu kişi ben içeri girince kapıyı kapatarak aşağı inmeme izin vermedi. Bir bahaneyle aşağı indiğimdeyse arkadaşıma orada kalmamamız gerektiğini anlattım. Önce beni umursamadı ama sonra o da bir gariplik olduğunu anladı. Orada kalmak istemediğimizi açıkladık. Yanlarından ayrılırken bize sebebini anlamadığımız bir şekilde bir şişe su verdiler. Aradan 15 dakika geçtikten sonra iki sokak ileride yolun kenarında duruyorduk ve kendimize kalacak başka bir yer bakıyorduk. Yanımıza gelip suyu içip içmediğimizi sordular. Tabii ki içmemiştik; dökmüştük. Boş şişe bisiklette duruyordu. İçtik dedik ve çok şaşırdılar. Kim bilir içinde ne vardı?

Moral bozukluğu ve korkuyla oradan ayrıldık ve başka bir yerde dinlenmek ve kalacak yer bulmak için durduk. Yarım saat geçmemişti ki bizi gören 14-15 yaşlarındaki bisikletli bir çocuk heyecanla yanımıza geldi. Kendini tanıttı ve evine davet etti. Biz de kabul ettik. İki odalı bir evde kalabalık bir akraba grubuyla yaşıyorlardı. Oldukça yoksul oldukları her hallerinden belliydi. Son derece kibar ve sevecen insanlardı. Hep birlikte annesinin yaptığı yemekleri yedik ve uzun uzun sohbet ettik. Gecenin sonunda da arkadaşımız bize keman çaldı. Onun sayesinde çok keyifli bir akşam geçirdik ve bütün olumsuzlukları unuttuk!

11 ay boyunca “iyi ki oldu” dediğim şeylerin sayısı çok fazlaydı.  Ama bunun tam tersini yaşayanlar; yaşadıklarına rağmen gezmeye devam edenler ya da seyahatlerini yarıda bırakmayı tercih edenler de var. Gerçek şu ki; seyahat ederken de tıpkı yerleşik düzendeyken olduğu gibi her an her şey olabiliyor. Ve bazı istisnai durumlar haricinde bunlardan hangisini alacağımıza karar veren biz oluyoruz. Unutmayalım; inancımız dağları yerinden oynatabilir; şüphe ise yolumuzun üstünde yeni dağlar yaratabilir. Herkesin keyifli yolları olsun!

Melike Dede

2016 yılında avukat olarak çalıştığı işinden istifa etti ve seyahat etmeye başladı. Bisikletle başladığı ilk uzun seyahatinde Türkiye'den Hindistan'a gitti. Hindistan’dan sonra sırt çantasıyla Tayland’a geçti ve burada bir süre İngilizce öğretmeni olarak çalıştı. Bu uzun seyahati yaklaşık 11 ay sürdü.

Türkiye'ye döndükten sonra kısa süreli yurtdışı gezilerine ve yurtiçi seyahatlerine devam etti. Kendisinin de kurucuları arasında yer aldığı Doğaya Dönüş Kampı isimli oluşum ile doğa faaliyetleri ve insanlara doğa bilincini yaymayı hedefleyen eğitim kampları düzenlemeye başladı. Gençlerin daha fazla yurtdışı eğitim fırsatından faydalanması ve hayata baktıkları pencereyi genişletmek için bir arkadaşıyla birlikte Sınırları Aşan Gençlik Derneği'ni kurdu.

Yaptığı çalışmalarda ve katıldığı söyleşilerde özellikle çevrenin korunmasına, iklim değişikliğine, minimal yaşama değiniyor ve daha sürdürülebilir bir dünya için vegan yaşamayı tercih ediyor. Şu anda karavanda yaşıyor ve markalar için dijital içerikler üretiyor. Yaptığı işlerin yanı sıra sosyal sorumluluk projeleri üretmeye ve dernek faaliyetlerine de devam ediyor.

En büyük hayali sağlıklı, üretken bir yaşamda gerçekten istediği şeyleri yapabilmek ve istemediği şeyleri yapmama hakkını özgürce kullanabilmek.


Instagram: https://www.instagram.com/melkeontheroad
Web Site: https://www.melkeontheroad.com